-
Yazarlarımız

“BABA, CANLI GEL…” Arife Beyhan Yazıyor!

Yıl 2011, Mavi Marmara saldırısından kısa bir süre sonra uzun zamandır hayalimde olan uçak bileti elimdeydi, ve çok heyecanlıydım…

 

 

Hayalim ise ne Maldivler’e gitmek, ne Miami’ye ne de Dubai’ye. Hayalim işgal edilmiş Filistin topraklarına ayak basmaktı. Orada ki kanayan Müslüman yarasına az da olsa merhem olmaktı…

 

Ailemle ayrılık vakti gelmişti, her biri ile tek tek kucaklaştım. 4 kızım ağlayarak çanta uzattılar elime. İçinde 100 kişiye yetecek kadar gıda vardı.

Ayrıca büyük kızım, çantanın sağ gözüne ufak bir mektup koyduklarını, uçağa bindiğimde onu okumamı istemişti.

Eşimi ve çocuklarımı öptükten sonra uçağa bindim. Yolcular arasında Türk vatandaşı olarak tek ben vardım.

 

Evet Tel Aviv’de bulunan Ben Gurion havaalanına gelmiştik. Içimde ise büyük bir sevinç vardı. Filistinli din kardeşlerimi görüp onların dertlerini dinleyip, Dünya’ya aktarabilecektim.

10409464_10203384551041823_2694169672504782346_n 10422963_10203384551081824_5466440753949973000_n

 

Valizimi aldıktan sonra polis kontrolünden geçecektim ki aniden benimle yolculuk yapan yolcular kayboldu.

Neler oluyor diye anlamaya çalışırken yanıma 2 iri yarı polis yaklaştı. Karşımda ise tanımadığım bir şahıs beni işaret ederek “seni öldüreceğim” diyordu. Allah, Allah, ben ne yaptım? Katil miyim? Bir ülkeyi işgal mı ettim? Suçsuz çocukları mı öldürdüm? Yoksa suçum sadece Müslüman ve Türk olmak mıydı?

 

 

Polislerin her ikisi de hem Türkçeyi hem de Fransızcayı çok güzel kullanıyorlardı. Ellerinde kelepçe ile, beni durdurup soru sormaya başladılar:

 

– Neden ülkemize geldiniz? Yani İsrail’e?

– Gezmeye geldim.

– Neyi gezmeye? Neden İsrail? Diğer tarafa geçecek misin?

– Diğer taraf dediğiniz neresi?

– …

– Filistin’e, evet!

 

10312379_10203384550521810_5752109117239588018_n 10403379_10203384552921870_4191687921061635485_n

Ağzımdan Filistin kelimesi çıktığı saniyede kelepçeleri takıp tutukladılar beni. Ve sonradan öğrendim ki, Filistin kelimesini zikretmek suçmuş.

Daracık bir odaya aldıktan sonra, beni sorguya çektiler. Sordukları sorular ise ilginç ve hayret edici idi. Onlardan biri de mail adresim ve şifrem idi… Vermedim tabi, istediklerini zorla almaya o kadar alışmışlar ki, her şeye sahip olabileceklerini sanıyorlar!

Odaya bir bayan polis memur girdi ve:

 

– Türk olan siz misiniz?

 

Orada anladım ki, bunların derdi Mavi Marmara…

Yüzüme defalarca tükürdüler. Onlara karşılık vermeye niyetlenmiştim ki, çocuklarımın bana yazdıkları mektup geldi aklıma, “baba, canlı gel…” yazmışlardı sonuna…

 

10311758_10203384552881869_3519474362454952482_n 10314593_10203384553001872_3327801700382728180_n

Sonradan beni ve bir kaç kişiyi ufak, nefes nefese olduğumuz bir otobüse aldılar. Yolculuk ise Givon hapishanesiydi. Orada yaşadıklarımı, hissettiklerimi inanın aktarmam çok zor. Suçsuz yere mahkum olmak çok ayrı ve tarif edilemez bir duygu…

Öncelikle insan haklarının hiçe sayıldığını ifade ederek başlamak istiyorum.

 

 

 

3 kişilik bir koğuşa 12 kişi sığdırdılar. Kadın erkek ayırt etmeden üstelik. Ve günlük ihtiyacımızı kapısı olmayan bir yerde yapmamız gerekiyordu. Evet uygarlık bu olsa gerek!

Zaman geçtikçe nefessiz kalmaya başlamıştık. Neden tutuklandığımızı ise bilmiyorduk.

Kapıya vurup, gardiyanlardan yardım istediğimizde, aldığımız cevap bir o kadar soğuk ve sertdi “geberin”.

 

10371999_10203384550601812_7423172096952207863_n 10366084_10203384550361806_1588965168252473881_n

 

Daracık koğuşa atılmadan önce bizleri tek tek odaya alıp, üzerimizi aradılar ve çantalarımızdan elektronik ve keskin eşyalarımızı aldılar.

Sıra bana geldiğinde, bir an gardiyanların dalgınlıklarından istifade ederek ufak cep telefonumu hizli bir şekilde ayakabılarımın içerisine atmıştım. Yakalanma pahasına da olsa, burdan kurtulmanın bir tek yoluydu…

Allah’a şükür, hiç bir şey farketmediler. Çantamı alıp, koğuşa geri döndüm. Az da olsa yemek veriyorlardı fakat verdikleri hiç bir şeyi yemedim, onlara olan güven oranı sıfırdı. Ah ailem, güzel ailem. Kaldığım o 4 gün, kızlarımın hazırladığı erzakları yedik arkadaşlarla, “paylaş, paylaş ki çoğalsın”. Insanın duyarlı ailesinin olması ne gurur verici… Eğer anneleri onlara hazırcılığı öğretseydi ne erzak hazırlarlardı ne bir şey…

 

 

Evet artık telefonu nasıl gizli bir şekilde kullanabilirim diye düşünüyordum. Öyle ya, koğuşda herkese güvenenezdim, ajanlık konusunda bunlardan tecrübelileri yoktur!

Belçıka’dan ayrılmadan önce de Belçıka konsolosluğun telefon numarasını almıştım. Sonra da kardeşimi arayıp bilgilendirecektim,  Türk ve Belçıka medyalarına sesimi duyurmam gerekiyordu. Ve Nedensiz tutuklanmamı…

Evet, evet, işte o fırsat, çok sessiz bir ton ile:

 

– Aloo, le Consulat Belge?

– Oui…

– Je m’appelle Ibrahim …., je suis Belge et je suis détenu ici sans raison à Givon. Aidez-moi, aidez-moi. Je dois fermer, svp aidez-moi…

(-Aloo, Belçıka konsolosluğu mu?

– Evet…

– Ben İbrahim, Belçıkalıyım ve nedensiz Givon hapishanesinde tutukluyum. Yardım edin, yardım edin, lütfen yardım edin, kapatmam gerekiyor)

 

Ve ardından kardeşimi aradım, o da medyaları arayıp neler olup bittiğinin bilgisini verdi. Artık medyaların gözü bizdeydi.

Saat 3’de gerçekleşmişti aramalar ve saat 9’da bağırarak koğuşa 5 gardiyan geldi.

 

– Kalkın, kalkın, Konsolosunuz geliyor. Sizleri başka koğuşlara götürüyoruz.

Ve biri de sessizce “bunların birinde telefon var” diye sesleniyordu.

 

 

Konsolos geldiğinde, her şey çok mükemmel gözüküyordu. Oysa her şey bir senaryoydu. Bizleri daha büyük koğuşlara götürdüler…

Konsolos bey gittikten sonra ise bağırarak bizleri ve çantalarımızı aramaya başladılar. Kimde telefon var diye bağırıyorlardı. Telefonumu ise gizlememiştim, çantamın önünde ufak bir göz vardı oraya koymuştum. Ve aramadan önce Cenab-ı Allah’a Dûa etmiştim bulunmaması için… Dûalarım kabul olmuştu, telefonumu 3 arama yapmalarına rağmen bulamamışlardı…

 

1377402_10203384550561811_5285056066449477887_n 10342957_10203384553441883_8713203119119791022_n

 

Evet sayın okurlar, bu hikaye Liège bölgesinde yaşayan İbrahim Ural Abi’mizin gerçek hikayesidir. Elimden geldiği kadar fazla değişiklik yapmamaya çalıştım ama hikayenin akışı için bir kaç değişiklik şarttı.

Hikayenin sonunda ise İbrahim abimiz ailesine kavuştu fakat hayali olan Gazze’ye gidemedi. Belçıka’dan gidiş-dönüş seyahati sadece 4 gün sürmüştür onu da zaten hapishanede geçirdi. İşgal edilmiş Filistin topraklarına “İsrail” toprakları altında girdi.

Yani şöyle izah edeyim: bugün “İsrail” adında olan ülke aslında FILISTIN’dir.

Eminim bir çoğumuz Filistin’in hikayesini bilmiyoruz. Elimden geldiği kadar sizlere özetli bir şekilde anlatmaya çalışacağım:

 

 

1940-45 harbinden önce, Dünya’nın bir çok yerinde olan yahudiler İngilizlerin onlar için hazırlamış oldukları Filistin topraklarına sessizce yerleşmeye başladılar. İşgali 3 aşamada tamamlamaya çalıştılar, gerçi işgal hala devam etmekte :

Harp öncesinde, harp döneminde ve harp sonrasında.

1945’den önce o dönemin Filistin’inde % 5 Yahudi, % 10 Hristiyan ve % 85 Müslüman barış içinde yaşamaktaydı. Zamanla rakamlar değişti ve Filistinli Müslümanların sayısı azaldı ve sıfırlana dek işgal bitmeyecek!

 

 

Şu an aşağı yukarı 7.000.000 Filistinli kardeşimiz ülkelerinden sürüklenerek başka ülkelerde yaşamaktadırlar. Kendi topraklarına da geri dönmeleri ve akrabalarına ziyaret etmeleri imkansız!

Yavaş yavaş ülkeyi işgal edip, Dünya haritasından Filistin ülkesini sildirip İsrail olarak değiştirdiler. Ve koca Filistin’den sadece GAZZE kaldı. Orada sadece 1.200.000 Filistinli kaldı. Günler geçtikçe de sayıları azalmakta.

 

 

 

Peki masum çocuk, kadın, yaşlı Filistinliler nelere marus kalıyor kendi topraklarında?

 

– Fiziki şiddete

– Tecavüze

– Tehdite

– Alaylara

– Su kesintilerine

– Aşağmalara

– Ayrımcılığa

– Psikolojik baskıya…

 

 

Çok uzak tarihe gitmeden, Berlin duvarını hatırlayalım. Aynı sistem Gazze’de uygulandığından haberdar mısınız? Tam olarak 3600 km duvar var. Yani karşı karşıya oturan iki kardeş birbirini göremiyor. Sırf Müslümanları bezdirip, kendi topraklarını terk etsinler diye.  Ne tuhaf değil mi, bir zamanlar Nazilerin kendilerine yaptıklarını şimdi onlar yapıyor! İlginç…

“Check point” desem, ne anlarsınız? Bu Check pointlar bir nevi gümrük gibi. Gazze’nin bir çok yerine koymuşlar. En son bilgilere göre 600 adet vardı belki sayıları da yükselmiş olabilir. Yani Filistinli kardeşlerimiz her gün işe giderken, alış verişe giderken, ailelerine ziyarete giderken bu Check pointlardan geçmek zorundalar ve saatlerce sıra bekleyerek. Nice anne bebeğini orada doğurmak zorunda kaldı…

Ne kadar da insani tavırlar değil mi?..

 

 

Elimden geldiği kadar anlatmaya çalıştım. Bir Müslüman olarak şu an bu kadarı geliyor. İbrahim Abi’m gibi oralara belki gidemem ama yaşadıklarını kısa da olsa kaleme almak istedim.

 

 

Ve burdan da Camii’lerde en ön saflarda duran; saçlara bol jöle süren, gözlerine rayban gözlük takan,  dar kot pantol giyinen, paladium ayakkabılarla gezen kendi deyimleriyle mücahit kardeşlerime seslenmek istiyorum.

Camii’lere gidip, dev LCD ekranlı televizyonlardan maç seyredip, slogan atıp, bilardo oynayıp, “hayır” adında yemek yapıp karnınızı doyurmakla zulüm altında olan Müslüman kardeşlerimize yardımcı olamazsınız.!

Ve çabalayan kardeşlerimizi de eleştirmeyi bırakın, herkes kimin ne olduğunu biliyor…

 

 

Ayrıca şunu da belirtmek isterim:

Benim için her insan birdir. Din, ırk, dil ayrımı yapmıyorum. Fakat suçsuz yere acı çekenlerin yanında olacağımı belirtmek isterim…

Ve geçtiğimiz günlerde Soma faciasında hayatını kaybetmiş madencileri anmadan edemeyeceğim. Allah rahmet Eylesin, hepimizin başı sağ olsun.

 

 

Nice İbrahim abiler olması dileğim ile, saygılarımla.

 

 

Arife Beyhan

27 Mayıs 2014

CHERATTE

Facebookta yorumla

Arife BEYHAN

1979 yılında Liège'de doğdu ve 5 kız çocuklu Karamanlı bir ailenin 3’üncü kızıdır. Evli ve iki çocuk annesidir. Fransızca, İngilizce ve flamanca bilmektedir ve bir mağazada satış müdürüdür.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu