-
Yazarlarımız

BELÇİKA’DA Kİ BİZ TÜRKLERİN GELECEĞİ NE OLACAK?

Bu soruyu kendinize hiç sordunuz mu?..

Öncelikle sizlere, Belçıka’da sayı olarak kaç kişi olduğumuzu belirtmek isterim: 1961’de sayımız sadece 320 iken bugün 2014’de 200.000’i aşmış durumdayız. Ve Belçıka’nın yabancı sayısı sıralamasında beşinci basamaktayız. Söz hakkına sahip olmak için fena rakamlar değil bence…

 

 

Elimizde bir “Belçıkalı kimlik” kartı olmasına rağmen, yabancı kökenli olduğumuz genelde belli oluyor… Ten rengimiz ile, “Ahmet, Mehmet, Mustafa, Ayşe, Fatma” isimleri ile, tarzanca Fransızcamız ile ve bir çok nedenden dolayı bu böyle… Peki bu sebepler etiketlenmemiz için geleceğimizin sallantıda olması için yeterli nedenler midir?

 

 

Okullarda birçok dışlamalar oluyor. Oysa okullar çocukların ufuklarının açılmasına yardımcı olan yerler değil mi? Bazı yasaklar koyduklarında, bu çocuklar kendilerine olan güveni nasıl sağlayacaklar? Türbanlı kızlarımızın yaşadıklarından haberdar mısınız peki? Belçıka’da “türban yasağı” diye bir şey yok onun yerine her okul kendi iç tüzüğünü düzenliyor. Ve başörtü veya türban fark etmez yasaklayan okulların gün geçtikçe çoğaldığını biliyor musunuz? Peki bu yasak koyulduğunda, gizli hangi mesaj veriliyor? İfade edilen şudur: Ey sen, yabancı asıllı Müslüman kız! Biz senin doktor, mühendis, bürokrat vs. olmanı istemiyoruz. Sen okuma, evinin hanımı ol, eşinin eşi ol, çocuklarının da annesi, senin cahil kalman sizi kontrol edebilmemiz için önemlidir! Zira kadın demek en az 4 kişi demek! Bunu ben türban yasağını yaşadığımda eskiden üye olduğum partinin toplantısında dile getirmiştim ve hiç kimse cevap vermedi, düşündürücü bir durum değil mi sizce? Gerçekten, bu kızlarımızın geleceği ne olacak?

 

 

Bu ülke de yaşadığımız bütün sıkıntılar devam ederken, biz ne kadar olaylara vakıfız onu sorgulamamız gerekmiyor mu? Türkiye, evet bizim memleketimiz diğer yarımız. Bir de bakıyoruz bir kaç aydır bazı “ABLALAR” hatim indiriyor bizim Liège bölgesinde. Sakın Belçıka’nın geleceği tozpembe olsun diye okuduklarını sanmayın. Amaçları, utanmadan Türkiye Başbakanının düşmesiymiş. Hey gidi ablalar, ne oluyor size? Siz nerede yaşıyorsunuz, önce kendi çocuklarınızın geleceğini garantiye alsanız daha zekice olmaz mı? Size Belçıka’nın hükümetini sorsam Başbakanın ismini bile bilmezsiniz. Koyun musunuz siz de taaa Pensilvanyalarda lüks içerisinde yaşayan biri için gece gündüz çalışıyorsunuz? Önce yaşadığınız ülkenin cahili olmamaya bakın! Ananaslar sizi kurtarmaz, insanları da tehdit etmeyi bırakın, kimse sizden korkmuyor, anca insanların mahremiyetine girip kaset dinlersiniz. İnin inin hatimleri, sizlere geri dönüş olacak bu hatimler ve beddualar…

 

 

Yaşadığımız ülkeye yabancı olduğumuz sürece, geleceğimiz tehlike altındadır unutmayın. Ve lütfen evlerimizde sürekli Türk haberlerini izlemeyelim, 15 dakika bile olsa Belçıka haberlerini izleyelim. Ülkede neler oluyor haberdar olalım. Türkiye kadar bura da önemli hatta daha da önemli…

 

 

Peki işsizlik oranının 2013’de, 2011 ve 2012’ye nazaran çok artışta olduğunu biliyor muydunuz? Ve bir yerlerde işler kötüye gittiğinde, ilk suçlanan sonradan gelenlerdir. Yani ilk Türkler geldiklerinde “kurtarıcı” statüsündelerdi ve bugün bizler “istenmeyenler” durumundayız. Bu yüzdendir ki ırkçı partiler çoğalıp yükselmekteler…

 

 

Belçıka’nın ekonomik durumundan endişe eden vatandaşlarımızın bazıları da, çözümü Türkiye’ye yerleşmekte gördüler. Geleceklerini orada kurmak istediler. İyi haberlerini alıyoruz, çok mutlularmış… Onlar geleceklerini bu şekilde garantiye alma çözümünü bulmuşlar…

 

 

Evet, geleceğimiz, çocuklarımız ne olacak? Kendini, geçmişini, kültürünü, dilini ve dinini kaybetmiş bireyler mi? Veya kendini geliştirmemiş, okumamış bir toplum mu? Peki Türkiye’ye yerleşemeyenler ne yapmalı geleceği için?

 

 

Gelin hep beraber istenmeyen bir toplum değil de, ihtiyaç duyulan toplum olalım. Eğitime önem verelim, Belçıka’da ki sosyal faaliyetlerde yer alalım. Kendi toplumumuzu iyi bir şekilde temsil etmesi için, politik alanlarda “kendi seçtiğimiz” politikacılarımız olsun. Her meslek alanda kendimizi kanıtlayalım, hem Türkçeyi hem de Fransızca-Flamanca dillerini hatasız kullanalım. Kendimizi misafir olarak değil de ev sahibi olarak görelim. Belçikalı Türklerin birçoğu burada doğdu yani yabancı değiliz, ne Türkiye’de ne de Belçıka’da. Ve bizler de ülkeye katkı da bulunuyoruz. Farklı rengimizle, Belçika gökkuşağına renk katıyoruz…

 

 

Özetle: gençler okuyun! Gelecek okumakta, şomaj (işsizlik maaşına) güvenmeyin. Okuyun, okuyun, okuyun. Saygılarımla,

18 Mart 2014 CHERATTE
Arife BEYHAN

 

Facebookta yorumla

Arife BEYHAN

1979 yılında Liège'de doğdu ve 5 kız çocuklu Karamanlı bir ailenin 3’üncü kızıdır. Evli ve iki çocuk annesidir. Fransızca, İngilizce ve flamanca bilmektedir ve bir mağazada satış müdürüdür.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu