-
Yazarlarımız

ÇOCUKLUĞUMUZDA Kİ O MİSAFİRLİKLER NERDE KALDI?

Kek pişmek üzereydi. Zeynep’in bir gözü fırında diğer gözü de kızındaydı. Akşam oturmasına misafir gelecekti, çocukluk arkadaşı Ayten. Zeynep 34 yaşında, evli, iki çocuk annesi, Belçika’nın Cheratte kasabasında doğmuş büyümüş bir Karamanlı. 7 çocuklu bir ailenin ise üçüncü kızı. Ailesi o kadar geniş ki, Hollanda’da amcaları, halaları, dayıları ve teyzeleri bile var…

Saat 19 olmuştu. Ayten gelmek üzereydi. Zeynep güzel bir şekilde çayını demledi, misafirler için özel aldığı yemek ve kaşık takımını çıkarttı ve evini son bir kez gözden geçiriyordu ki zil çaldı.

-Hoş geldin canım benim, buyur gel al şu terlikleri…

-Hoş bulduk Zeynepciğim, ne kadar soğuk böyle.

-Gel gel, bu tarafa alıyım seni. Nasılsın canım benim, ne de çok özlemişim seni.

-Çok iyiyim güzel arkadaşım, ayni bildiğin gibi. Ya Zeynep bana şu wi-fi şifreni versene. Arkadaşım Candy Crash’tan can bekliyor benden.

-Vereyim. Sen de mi oynuyorsun bu oyunu? XZLC37458

-Hiç sorma ya, hastalık oldu resmen bende. Şifrende neymiş öyle, insan kolay bir şey koyar…

5-10 dakika muhabbet ettikten sonra Zeynep çayları doldurmaya gitti. Salona geldiğinde ise arkadaşının elinde telefon oyun oynuyordu…

-Çayını soğutacaksın, bırak şu telefonu elinden. Oyunu evinde de oynarsın, buraya muhabbet etmeye geldin, özledim seni diyorum.

-İlahi Zeynep, her gün mesajlaşıyoruz ya!

-Mesajlaşmak ayrı, yüz yüze muhabbet edip, gülüp, eski anıları tazelemek ayrı…

-Aman, boş versene…

-Nasıl boş versene, sen boş ver, ben boş veriyim, herkes boş versin. O zaman “misafirlik” diye bir kavram kalmasın. Kahvelerimizi de mesajla ikram edelim birbirimize, olur mu öyle? Çocuklarımıza örnek olmamız gerekmiyor mu?

-Yıllar geçse, sen değişmezsin demi. Hiç o şekilde düşünmemiştim. Haklısın galiba.

-Haklıyım tabii. Çocukluğumuzda ki o misafirlikler nerde kaldı? Kapıya gelen “müsaitseniz ailecek size geleceğiz” diyen çocuklar nerde? Çaylar, börekler, pastalar hazırlanılırdı. Yatılı gelecek olanlar içinse çarşaflar değiştirilir, evler temizlenirdi. Ve tek amaç sadece birbirini görmek, hasret gidermek için idi. Çocuklar aralarında oynarlar, kavga ederlerdi ve büyükler karışmazlardı bile. Biz Karamanlı olduğumuz için, akşamları, dostlarımızla “arabaşı geceleri” düzenlerdik. Ortaya büyük hamur tepsisi koyulurdu ortasına da büyük derin bir tabak da çorbası katılırdı. Herkes o tabaktan içerdi. Tiksinmek, böbürlenmek yoktu. Eskiden bir muhabbet vardı. Saatlerce konuşup, gülüşülürdü… Şimdi ise düşünsene…

Hayatımızda her şeyin değiştiği gibi misafirlikler de değişti. Acaba, birbirimize sürekli mesaj attığımız için özlemiyor muyuz birbirimizi? Belki özlüyoruz ama farkında mı değiliz acaba? Ve artık bu tur toplantılar için pasta, börek yapılmıyor. Onun yerine hazır kekler, yemekler, aperatifler… Çaylar bile demleme değil, sallama hatta babamın dili ile kravatlı çaylar. Hele annemin özenle sabah erken kalkıp Hollanda’dan gelen misafirlerimiz için hazırladığı, o güzel kahvaltılar… Artık birçok insan, yorulmamak için, evinin kirlenmemesi için, tembelliğe ve hazırcılığa alıştığı için misafirlerini dışarda ağırlıyorlar. Oralarda yediğin yemekte duyguların olur mu? Yoksa gösteriş mi hepsi?

Çocuklarımıza bir bak. İkisinin de elinde bir iPad, oyunu oradan oynuyorlar. Konuşmadan, fikir alışverişinde bulunmadan, beyinlerini tembelliğe alıştırarak… Şimdi bizim arabaşı gecelerimiz de değişti. Herkese bir kâse çorba ve bir tabak hamur, hatta en lüks ve en gösterişli yemek takımlarımızın içerisinde içiyoruz. Lüks ve gösterişi seviyoruz ya, misafirden önemli onlar çünkü. “Aman şunun bir güzel yemek takımı var” desinler diye…

Artık muhabbet bile yok, karşımızda 116 ekran televizyonlar, bizlerin yerlerine onlar konuşuyorlar sağ olsunlar. Ve herkesin elinde bir cep telefonu, kimi oyun oynar, kimi facebook, twittere bakar. Hele bir de güzel bir sofra kuruldu mu çoğumuz resim çekeriz; besmele çekmeden, facebook’tan paylaşıp, gösteriş yapacağız ya…

Birçoğumuz da, artık misafir kabul etmiyoruz ayni Belçikalılar gibi. “Ben gideyim ama o gelmesin” “onun çocukları var, evimi kirletirler” gibi düşünceler içerisindeyiz hep. Yani artık ne misafir kavramı kaldı, ne de birbirimizle görüşmeler… Artık mesajlardan, telefonlardan, bilgisayardan hasret gideriyoruz. Eski samimiyetler nerde?

-Zeynep sus artık. Oturup ağlayacağım. Özür dilerim. Hiç öyle düşünmemiştim. Çok haklısın. Kapatıyorum telefonu. Çayımı tazele de gel, kekin de çok güzel, duygularını katmışsın belli canım arkadaşım benim…

 

Evet, eski misafirlikler nerde kaldı? Hafızamızda mı yoksa televizyonda izlediğimiz “seksenler” “doksanlar” dizilerinde mi? Belki de çok karamsar olmamak gerekir. Hala bu “misafirlikleri” yaşatmak bizlerin elinde değil mi sonuçta?

Lisedeyken İngilizce öğretmenim bana ve Ümmü Yılmaz arkadaşıma (sınıfta sadece iki Türk idik) “buradan 15-20 sene sonra, siz Türkler de İtalyanlara benzeyeceksiniz. Sizi Belçikalardan ayırt edemeyeceğiz” demişti. Ne çok gülmüştük Ümmü ile. Hatta ona “annemleri düşünsene, başları açık ellerinde birer sigara, birbirlerini bir kafede ağırlıyorlar” diye gülüp “hayatta öyle olmayız” demiştim. Öğretmenimin dedikleri maalesef çıkıyor… Artık birçok insan, yoğunluktan, tembellikten, Avrupalılaşma hevesinden misafir ağırlamak istemiyor.

Fakat ben kendimi şanslı hissediyorum. Etrafımda, bu geleneği ayakta tutmak için çaba sarf eden, dostlarım var… Hadi gelin, vazgeçemediğimiz o telefonu oyun oynamak için değil de özlediğimiz bir arkadaşımızı arayıp “akşam müsaitseniz çaya gelmek istiyoruz” demek için kullanalim bugün hatta hemen şimdi… Muhabbetinizin artması dileğim ile saygılarımla…

14/01/2014 CHERATTE Arife BEYHAN

Facebookta yorumla

Arife BEYHAN

1979 yılında Liège'de doğdu ve 5 kız çocuklu Karamanlı bir ailenin 3’üncü kızıdır. Evli ve iki çocuk annesidir. Fransızca, İngilizce ve flamanca bilmektedir ve bir mağazada satış müdürüdür.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu