Manşet

‘Despotlar düşmeye devam edecek’

‘Despotlar düşmeye devam edecek’ HABERTÜRK GAZETE / Nalan Koçak
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın ilk Türk Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, 2005’ten bu yana sürdürdüğü görevini yıl sonunda devretmeye hazırlanıyor. İslam coğrafyasında yaşanan gelişmeleri en iyi bilen isimlerden İhsanoğlu, Habertürk’ten Nalan Koçak’ın sorularını yanıtladı.
”BM’DEN SONRA EN  BÜYÜK TEŞKİLAT’
8 yıldır genel sekreterisiniz. Yıl sonunda görevi devredeceksiniz. Neler yaptınız?
Çok önemli gelişmeler oldu. Öncelikle teşkilatın içinde bir reform hareketi başlatıldı. Değerli insan gücünün istihdamına gidildi. Teşkilatın çalışma kültürü değiştirildi. Üye devletler arasındaki münasebetler daha sağlam bir temele oturtuldu. Teşkilata bağlılığı ciddi olmayan ülkeler vardı. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki teşkilatımız Birleşmiş Milletler’den sonra ikinci en büyük teşkilat. Sırf sayı bakımından değil aynı zamanda 57 ülkenin BM’de oy potansiyeli açısından da büyüdük. Kuruluşumuzun Afrika Birliği’nde, AGİT’te, Arap Birliği’nde söz sahibi olduk.
‘100 YILLIK DENGELER ARTIK TAŞIMIYOR’
Arap isyanlarının geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arap coğrafyasındaki değişimleri, dünya sahnesindeki değişimlerden ayırmak mümkün değil. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra galip devletlerin kurduğu dengeye göre düzenlenmiş bir coğrafya söz konusu. Bu coğrafya artık o dengelerin içine sığmıyor. 50 yıldan beri iktidarı elde tutan askeri rejimler ya da tek partili düzenleri Arap halkları kabul edemez oldu. Bilhassa Sovyetler Birliği’nin çökmesinden sonra Arap dünyasında da benzer ya da paralel değişimler oldu. ‘BAHARIN GELMESİ ZAMAN ALACAK”’Arap baharı kışa döndü” gibi yorumlar yapılıyor. Siz de ”Zor bir kış geçecek, baharın gelmesine çok var” dediniz. Neyi kastettiniz?
”Arap Baharı” deyiminin çok yanlış bir deyim olduğunu düşünüyorum. Bu bir bahar değil sonbahardır. Bu diktatöryel rejimlerin, despotların sonbaharıdır. Bu rejimler düşüyor ve düşmeye devam edecekler. Asıl bahar halkların kendi iradeleriyle, anayasa hazırladığı, demokratik bir düzenle yeni iktidar kurdukları zaman; bu ülkelerde hukukun üstünlüğü, insan hakları kabul edildiğinde gelecek. Ancak baharın gelmesi zaman alacak. Önce sonbahar yaşandı ve diktatöryel rejimler düştü. Ancak bu rejimlerin kalıntıları hâlâ var. Demokrasi bir günde gelmez. Demokrasiye giden yol güllerle bezenmiş değil, aksine engebeli bir yoldur. Bu yolu katetmeyen ülkeler demokrasiye erişemezler. Sizin çok yakından bildiğiniz Mısır… Ülkede istikrar tam olarak sağlanamadı..
Şimdi orada 60 yıldır halk kitleleri askeri diktatöryal bir rejimin, 3 kişinin idaresi altında yaşadı. Orada siyasi hürriyet adına hiçbir şey yoktu. Siyasi partilere izin verilmiyordu. Birden bire tamamen hür bir ortama geçmek çok zor bir iş. Siyasi iktidar değişimini sağlayacak kurumların oluşturulması vakit alacaktır.Suriye’de askeri müdahale çözüm değilPeki coğrafya için öngördüğünüz riskler var mı? Mesela mezhep çatışmaları…Aynı ülkede üç beş mezhebe mensup insanlar bulunmuştur, hep de bulunacaktır. Şimdi burada sıkıntı farklı mezheplere sahip insanların olması değil. Sorun bu mezhep farklılıklarının bazı iç ve dış güçler tarafından siyasi nüfuz elde etmek için kullanılmasıdır. İslam İşbirliği Teşkilatı olarak 2006 yılında Irak’ta mezhebe dayalı çatışmaları çok tehlikeli bulduğumuz için müdahale ettik. Mezhep liderlerini bir araya getirdik ve 10 maddelik bir metin ortaya çıkardık. Ve bu metine sadık kalındı, 2006 yılından bu yana kadar Irak’ta mezhep bazında bir savaş olmadı. Suriye’de 3. yılına girmiş bir iç savaş var. Ne görüyorsunuz?
Suriye’de mezhep çatışması yoktur. İki cephede, değişik mezhep ve dinlere mensuptur. Bunu mezhep savaşına dönüştürmek ateşin üzerine benzin dökmektir. İkinci husus ise uluslararası güçler bu savaşı durdurmak için gerekli zemini oluşturamadı. Maalesef kan daha fazla akıyor, çok sayıda insan can veriyor. Milyonlarca insan da yurdundan oluyor, hicrete zorlanıyor. Pek çok kişi Türkiye, Irak, Ürdün hatta Mısır’a gidiyor. 3 milyona yakın insan da Suriye içinde göçe zorlandı. Maalesef siyasi çözüm hala bulunamadı, askeri müdahale de zaten bir çözüm değil. Bu nedenle kilitlenmiş bir durum var. Peki çözüm için ne yapılabilir?
Mesela Mısır’daki örneğe bakıldığında oradaki diktatörler kısa zaman içerisinde devrildi. Herkeste değişimin kolayca olacağı kanaati oluştu. Ancak bu yanlış, Suriye’deki durum çok farklı. Uluslararası toplum ve muhalifler de bunu göremedi. Herkes ”Biz de ayaklanırsak Tunus’ta, Libya’da olduğu gibi dış müdahale olur ve bizi kurtarır” diye bakıldı. Bu nedenle 2 senedir bu korkunç manzarayla karşı karşıyayız. Suriye’deki durumu farklı kılan nedir?
Şimdi farklı durum şu. Mesela Mısır’da bir tek etnisite var. Orada Müslümanlar ve Hristiyanlar var ancak 14 asırdır aynı ülkede yaşıyorlar. Libya’da ve Tunus’ta da benzer durumlar var. Ancak Suriye’de çok farklı mezhepler, etnisiteler var. Suriye’de Türkmenler, Kürtler, Aleviler, Dürziler, Ermeniler, Arap Hristiyanlar var. Bir mozaikten bahsediyoruz. Ayrıca Suriye’nin coğrafyası çok hassas, toprakları çok geniş. Diğer ülkelerdeki müdahaleler bazı nokta hedefleri vurarak gerçekleşti ancak bu Suriye’de pek de mümkün değil. Diğer örneklerde Batı ittifakı ile Rusya arasında bir anlaşma vardı. Burada Rusya ve Çin Suriye’nin tarafında durduğu için BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkmıyor. Bir diğer önemli husus ise, Avrupa’nın kriz içerisinde olması. Amerika da Irak ve Afganistan’da yaşadıklarından dolayı başka bir cephe açmak istemiyor.BM Genel Sekreterliği teklifini geri çevirdi
Biraz da kişisel sorular sormak istiyorum. Mısır’da doğdunuz. Bu size ne ifade ediyor?
Tabi benim Mısır’da doğuşum enteresan bir kader çizgisi. Rahmetli babam Yozgatlı. Annem Rodos’ta doğmuş, İtalya’nın işgalinin ardından Mısırlı bir paşa ile evlenen teyzesinin yanına gitmiş. O dönemde Mısır’da pek çok Türk ailesi bulunuyordu, ben de böyle bir ortamda büyüdüm. Osmanlı kültürünün devamını sağlayan bu ortam içerisinde kültürümüzün sevgisini burada aldım. Orada tahsilimi sürdürürken Türk edebiyatı ve sanatı hakkında eserler yazdım. Peki görevinizi devredince ne yapacaksınız? BM Genel Sekreterliği için aday gösterilmek istendiniz ama reddettiniz, neden?
O teklif pek çok kaynaktan geldi. Fakat ben İslam İşbirliği Teşkilatı’nda 2.dönemime yeni başlamıştım. Ben burayı bir sıçrama tahtası olarak görmedim. Bu teşkilatı bir misyon olarak gördüm. Dünyanın sesi olan bu teşkilatın modernleşmenin sesi, hak ve hürriyetin ifadesi, Müslüman dünyasının hukukunu savunan bir mekanizma haline gelmesini istedim. Bu nazik teklifleri o zaman düşünme imkanım olmadı. haber detaylari aktif.be ile sizlerle.

HABERİ FACEBOOK'TA YORUMLA!

Etiketler
Daha Fazla Göster

Editör

Aktif.be Belçika'da elde ettiği kitle ile hatrı sayılır bir okur sayısına ulaşmış ve Belçika'da Türkçe yayıncılıkta lider konuma yükselmiştir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün