-
Yazarlarımız

“DÜNYANIN, KATLİAMINA SEYİRCİ KALDIĞI BOSNA HERSEKLİYIM”

Yanınızda ki sandalye boş mu? Oturabilir miyim?

-Evet, buyurun, ayakta kalmayın. Çocukların turnuvası uzun sürecek gibi. Siz Mustafa’nın annesi olmalısınız, çok benziyorsunuz…

-Evet, siz?

-Ben de Fatih’in annesiyim. Geçen hafta deplasmanda oynanan maçtan eve ben getirmiştim Mustafa’yı. İsmim Merve.

-Memnun oldum Merve Hanım. Çok teşekkür ederim, o gün çalışıyordum, Allah razı olsun. Mustafa, Fatih’in annesi getirdi demişti. Benim ismim de Esma.

-Ben de memnun oldum Esma Hanım, Türk’sünüz değil mi?

-Evet, siz de herhalde?

-Hayır, ben “dünyanın, katliamına seyirci kaldığı Bosna Hersekliyim”…

-Dünyanın ve biz Müslümanların seyirci kaldığı…

-Maalesef…

-O zamanlar 9-10 yaşlarındaydım. Televizyondan ve haberlerden seyrettiklerimden biliyorum yaşadıklarınızı.

-Emin olun, orda seyrettikleriniz, bizim yaşadıklarımızın yüzde biri değildir Esma hanım. Şu an ikinci kitabım için veri topluyorum. İngilizce olarak ilk kitabım çıktı ve Türkçe de çıkartmayı düşünüyorum. Bu kitapta harp esnasında çocuk gözümle neler gördüğümü ve neler hissettiğimi anlatmaktayım. Fakat Türkçem eksik olduğu için bir yardımcı arıyorum.

-Sizi tanımıyorum, siz de beni. Şu an Suriye’de yapılanlar beni bitiriyor. Ben de tercümanım: Türkçe, Fransızca, İngilizce dillerinde. Eğer kabul ederseniz size gönüllü olarak yardım etmek isterim.

-Sizi çok iyi tanıyorum ben Esma Hanım.

-Öyle mi?

-Evet, terbiyeli, kibar, saygılı Mustafa’nın annesi oluyorsunuz. Çocuklar, annelerinin gölgesidir… Kabul etmem mi hiç? Yardımcıyı gökte ararken, futbol turnuvasında buldum (ikisi de gülüşür…). Uzun bir süre burada kalacağız gibi, antrenör 2 saat sürebilir demişti, bu ana kadar aldığım notları okumak ister misiniz?

-Evet, lütfen…

Günlerden 6 Nisan 1992, Bosna Lideri Aliya Izzetbegoviç Bosna’nın bağımsızlığını ilan etti. Bundan rahatsız olan Bosnalı Sırplar Radovan Karadzic’in liderliğinde kendi cumhuriyetlerini ilan ettiler. Ve hemen ardından, Bosna Sırp ordusu, ülkemizin üçte ikisini işgal eder ve bizim tükenip bitmeyen kâbusumuzun başlangıcı olurlar… O gün bu Sırplar, protesto eden yüzlerce Müslüman Bosnalıyı üzerine üzerine, acımasızca kurşun sıktılar.

Bir gün sonra da Saray Bosna’dan başlayarak, Sırplar tarafından kuşatılma, katliam, vahşilik süreci başlamış oldu… Osmanlı’dan gelen bir hoşgörü ile herkesi kendimiz gibi bilmemizden, komşumuzdan bize zarar gelmez düşüncesinden, savaşa hazırlıksız yakalandık. Haberimiz olmadan, meğer silahsızlandırılmıştık…

Birer birer, nüfusların çoğu Müslüman olan Bosna şehirlerimiz bombalanmaya ve yağmalanmaya başladı. Bunlar sadece başlangıçtı. Daha nice acılar, bizi beklemekteydi. Peki suçumuz neydi? Müslüman olmak mı?

photoSavaşın ilk günlerinden birinde, BUUMMM diye bir sesle gece vakti uyandık. Babam, annem, 16 yaşındaki abim, 13 yaşındaki ablam ve ben. 1.90 boyunda, güçlü, dinine bağlı, “bizler Osmanlı torunuyuz” diyen babamı, ilk kez o gün çaresiz görmüştüm…

O gün gözlerinde; ezikliği, korkuyu, çaresizliği görmüştüm… Mahallemize bir bomba atılmıştı. Anneannemin, dayımın, yengemin, 3 kuzenim ve teyzemin yaşadığı ev de o bomba tarafından küle dönüşmüştü, annemin yüreği de… Evimizden öyle bir ağıt sesi duyuldu ki, sessiz bir yerlerde olduğumda o ağıt beni bırakmıyor, kulaklarımdan bağırır gibi beynimin hücrelerine kadar çıkıyor hala… Fakat annemin ağıdı uzun sürmedi. 10 dakika sonra 4 tane Sırp asker evimize baskın yaptı. Babamı ve abimi götürmek üzereydiler ki ben babamın bacaklarına sarılarak “baba bizi bırakma, sen güçlüsün, onları döv”demiştim.

Askerin biri acımasız bir şekilde beni yere fırlattı sonra gözlerini anneme ve ablama çevirdi. Babama dönerek “eşin ve kızın ne güzeller öyle” demişti. Babam bağırarak, yalvararak “dokunmayın onlara, bana istediğinizi yapın” demişti… O gün yaşadıklarımı, gördüklerimi nasıl anlatabilirim ki? Ben yazsam, siz nasıl okuyacaksınız? Yüreğiniz dayanabilecek mi? Babamın ve abimin gözleri önünde, anneme ve ablama tecavüz ettiklerini o dakikaları anlatabilir miyim? Babam, yere yığılmıştı. Gözleri kapalı bir şekilde bağırarak ellerini kollarını göğüslerine vuruyordu…

1555539_10202577974557915_2133026103_nBütün bunları yaşadığımızda, sizler sıcacık evlerinizde sahip olduğunuz şeylerden şikâyetçi olmaktaydınız… Sizler, Müslümanlar kardeştir diyenler, insan kardeşine bunlar yapılırken tepkisiz kalır mı? Babam ve abim erkeklerin kaldığı kamplara götürüldü. Öldürseler ne fayda, onlar artık yaşayan ölülerdi… Bizleri ise kadınlar kampına götürdüler. Askerin biri üzerimize işeyerek, “pis Müslümanlar, size duş aldırıyorum” demişti… Annem tepki bile vermedi, o günden beri gözleri yerden hiç ayrılmamıştı…

Yol boyunca, gördüğümüz manzaralar o kadar korkunçtu ki… Okulumuz, oyun oynadığımız parkımız, tarihi Mostar köprümüz ve camimiz bombalanmıştı… Ve oyun oynadığımız parkımız daha sonra çocuklara toplu mezar oldu. Peki, siz, şımarık, egoist çocuklar. Varlık içinde olmanıza rağmen nasıl “benim oyuncağım yok dersiniz” bak benim tek oyun oynayabildiğim park, biz çocuklara mezar oldu! Devam edin siz egoistliğe…

Anneler, babalar, sizler suçlu değilsiniz, devam edin çocuklarınızı şımartmaya, onları topluma yararlı bireyler olarak yetiştirmeye…

Kadınlar ve çocuklar için kurulan kampa gelmiştik. Peki, burada ki yapılanları nasıl yazıyım? Allah’ım sen bana güç kuvvet ver, biz nasıl yaşamışız bu günleri? O anları hatırladıkça, beynimde derin depremler yaşıyorum, ama mecburum bunları anlatmaya. Dünya, yaşanmamış Ermeni soykırımı için meclislerde oy kullanırken, benim bu yaşadıklarımı yazmamam bütün Bosnalılar için ihanet olur…

O kamplarda; çocuklara, genç kızlara, kadınlara, yaşlı kadınlara hamile bırakılana kadar tecavüz ettiler… Anneme, ablama, 9 yaşında ki çocuklara…

Bizleri korkunç bir etnik temizliğe ve aşağılamaya, psikolojik teröre maruz bıraktılar. Ne oldu bayanlar? Ah, tüh mü diyorsunuz? Evleriniz, dolaplarınız, ayakkabı, kıyafet dolu iken, eşinize nazlanarak “giyecek hiç bir şeyim yok” diyecek misiniz? Ve o günden sonra babamdan ve abimden hiç bir haber alamadık. Götürüldükleri kamp yerinde can mı verdiler? Kaçmaya çalışırken öldürüldüler mi? Elleri arkalarından bağlanarak haince dövülüp kurşuna mı dizildiler? Yoksa kimlikleri teşhis edilmemiş toplu mezarlarda mı yatmaktalar? Bilmiyorum…

1798688_10202577974397911_182223445_nBu yaşadığımız savaşta, Müslüman neslini kirletmek ve Müslüman kadını psikolojik olarak çökertmek amacıyla, bilerek, planlayarak ve sistematik olarak yapılan tecavüzler en derin yaralarımızdan bir tanesidir…
Peki, umut tünelinden haberdar mısınız? Zorlukların insanların zekâsını geliştirdiğini bilir misiniz? Saraybosna’nın kenar mahallesi olan Butmir’de yaşayan Bojra Kolar’in evi stratejik öneme haiz bir yerdeydi. Sırp hattının ötesinde, aynı zamanda Saraybosna havaalanına yakın bir yerdeydi. Bosna ordusu Kolar’a, evinden başlayıp, havaalanın altından geçecek, diğer 1545744_10202577974717919_1112358767_nMüslüman bölgeler ile ulaşımı sağlayacak bir tünel kazmayı teklif eder. Zira Sırplar, halkın dünya ile bağlantısını kesmişti ve Saraybosna için tek kurtuluş çaresiydi. Hiç tereddüt etmez ve kazımalara eşi, oğlu ve 200 asker ile başlar… O andan itibaren tünel, Saraybosnalılar için yaşamak, hayatta kalmak, Sırplara karşı direnmek ve zulümden kurtulmak için bir umuda dönüşür. Fakat tüneli kullanmak o kadar da kolay değildir. Patlamalar tünelde korkunç titremelere yol açar. Şehre gitmek veya çıkmak isteyenler, yaralılar, hep bu tüneli kullanırlar. Allah’ın yardımıyla ilkel şartlarda yapılan tünelin hiç bir kısmı çökmeden savaş tamamlanır…

Kaldığımız kampa geri gelelim. Biz o kadar acı çektik ki, satırlarca anlatsam o duyguyu verebilir miyim bilmiyorum fakat o acılar bende daha çok tazeler. Yıllar geçmiş olsa da, tazeliğini sürmekteler… Bir gece, ablam bağırarak uyandı. Yattığımız yerde ise hiç bir şey yoktu. Ne battaniye, ne yorgan, ne yastık ne de yatak.

Peki, mobilyası eskimeden modası geçti diye değiştiren SEN, bunları okuduğunda ve ben beton zemininde yatarken, ciğerin hiç sızladı mı? Ablam doğum yapıyormuş meğer. Diğer kadınlar tarafından yardım edilerek doğum etti, annem ise orda kalp krizi geçirdi. Bizleri; vatansız, babasız olan bizleri, bir de anasız bırakarak…

-Merve Hanım devam edemeyeceğim, özür dilerim… (Esma hanım ağlıyordu).

-Ağlamayın lütfen. Aksine, güçlü olmamız gerekiyor, Bosna için uykuya dalanlar artık Suriye için uyanmalılar !..

Evet, benim vicdanim hikâyenin, Bosnalıların yaşadıklarının daha nice acıyı yazmaya, devamını getirmeye dayanmadı. Kendimden utandım, Bosna için, Suriye için, Filistin için…

Biz Müslümanlar neden sürekli uyku halindeyiz? Neden uyanmıyoruz? Neden “orası benim ülkem değil, beni ilgilendirmez” diyoruz? Hani biz kardeştik? Peki bizler kimin ümmetiyiz?… Lütfen Bosna’da yaşananlar şu an Suriye’de yaşanıyor… Daha fazlasını devam edemeyeceğim… Saygılarımla…

29 Ocak 2014 CHERATTE Arife Beyhan

Facebookta yorumla

Arife BEYHAN

1979 yılında Liège'de doğdu ve 5 kız çocuklu Karamanlı bir ailenin 3’üncü kızıdır. Evli ve iki çocuk annesidir. Fransızca, İngilizce ve flamanca bilmektedir ve bir mağazada satış müdürüdür.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu