ManşetYazarlarımız

İSRAİL NEDEN ISRARCI?

İsrail, Dünya’da en çok Yahudi’nin bir araya geldiği tek devlettir. Bu sebeple Kudüs’e sahip olmak istiyor. Tevrat’ta da yer aldığı gibi Kudüs İsrail için önemli bir şehir olup Yahudilerin inancına göre, Tevrat’ta Allah, Yahudilere Kenan diyarını vaat etmiştir. Yahudilerin yaşadığı bir devlet kuracaklardır. Bu devlet büyük dünya krallığının merkezi ve idare yeri olacaktır.
Tevrat’ta da geçtiği gibi Fırat Nehri’nden Nil Nehri’ne kadar olan geniş bölge İsrailoğulları’na vaat edilmiştir. Sınırlarının tam olarak belirtilmemiş olması nedeniyle bu bu anlatımın üzerinde çeşitli tartışmalar yapılmıştır. Yahudilerin deyimiyle “Büyük İsrail İmparatorluğu”.

Theodor Herzl(1887) “Kuzey sınırlarımız Kapadokya’daki dağlara kadar dayanır. Güneyde de Süveyş Kanalı’na. Sloganımız, David ve Solomon’un Filistin’i olacaktır.

“David Ben Gurion(1948)”Filistin’in bugünkü haritası İngiliz manda yönetimi tarafından çizilmiştir. Yahudi halkının, gençlerimizin ve yetişkinlerimizin yerine getirmesi gereken bir iş daha vardır. Nil’den Fırat’a kadar.”

Şeklinde kendi ağızlarıyla aslında uzun yıllar önce mesajı verilmiş. Bu uğurda yıllardır, gizlilikle alt yapısını hazırlayan İsrail hükümeti, vaat edilmiş toprakları ele geçirmek için var oldukça savaşacaktır.
BM Genel Kurulu’nun 1947’de Filistin topraklarının Araplar ve Yahudiler arasında bölünerek, Kudüs’e uluslararası statü tanınmasını onaylandı. Bu kararın ardından da 14 Mayıs 1948’de bağımsız İsrail Devleti’nin kurulduğu dünyaya açıklandı.

1947’ye kadar haritalara Filistin olarak yansıyan bölgede, geride kalan 61 yıl içerisinde dengelerin nasıl değiştiğini anlamak çok zor değil. Aslında bölgede her şey 1917 yılında imzalanan ve Osmanlı’dan kopuş anlamına gelen Balfour Deklarasyonu’nun imzalanması ile başlamıştı. İngiliz bakan Arthur Balfour, Siyonistlerin başı olan Lord Rotshild’e resmi bir mektup yazdı.

 

Bu mektupta Balfour kendisinin ve İngiltere’nin Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması için Siyonistleri sonuna kadar destekleyeceğini yazıyordu. Bu mektup ‘Balfour Deklarasyonu’ olarak tarihe geçti. Bu bildirge uyarınca Yüz binlerce Yahudi Siyonizm projesi kapsamında İngiliz mandası altındaki Filistin’e göç ettiler.

 

Planlı Yahudi göçü ve bunun sonucunda Filistin’de Arapların 6’da 1’i kadar çoğalan Yahudi nüfusuna karşı bir tepki olarak Nisan 1920’de iki büyük Filistin ayaklanmaları yaşandı.

1947de İngiltere, Filistin sorununun çözümünü Birleşmiş Milletlere devretti. Birleşmiş Milletler Filistin’i iki parçaya bölüp %56.5unu Yahudilere,%43.5’unu Araplara vermeyi teklif etti. Filistin bu fikre sıcak bakmamasına rağmen, 33 ülkenin oyuyla bu plan kabul edildi.

15 Mayıs 1948de İngiltere Filistin’de mandalık yönetimini bitirmek istediğini duyurdu. Yahudi militanlar 1948 yılının Aralık ayında Filistin’in Arap köylerinde etnik temizlik başlattılar. İsrail bağımsızlığını 14 Mayıs 1948de ilan etti.

 

Siyonist Irgun ve Lehi örgütlerinin militanları 9 Nisan’da Deir Yasin köyünde katliam yaptıktan sonra binlerce Filistinli Lübnan, Mısır ve Batı Şeria’ya kaçtı. İsrail bağımsızlığını ilan ettikten bir gün sonra Ürdün, Mısır, Lübnan, Irak ve Suriye İsrail’e saldırdı, âmâ İsrail orduları onları geri püskürttü. Bu savaşlardan sonra Mısır Gazze’yi, Ürdün Kudüs etrafında küçük bir bölgeyi ve Batı Şeria’yı aldı. Bunlar Filistin’in %25iydi.1964’de Filistin Kurtuluş Hareketi kuruldu.

5 Haziran 1967de 6 gün savaşı başladı. Orta Doğunun haritası bu savaşta değişti. Israil Gazze ve Sina yarımadasını Mısır’dan, Golan tepelerini Suriye’den aldı ve Batı Şeria ile Doğu Kudüs’ü işgal etti. İsrail toprakları bu savaştan sonra neredeyse 2 kat büyüdü. Birleşmiş Millet bu savaştan sonra 242. kararını alıp İsrail’in bu savaşta kazandığı toprakları işgal edilmiş olarak kabul ederek, bir an önce çekilmelerini istedi ancak İsrail, 500.000 Filistinlinin mülteci durumuna düştüğü bu savaş sonucunda işgal ettiği topraklardan çekilmedi.

 

1968’de Yaser Arafak Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başına geçti. 1974te Yaser Arafat Birleşmiş Millet Güvenlik Konseyi’ndeki ilk konuşmasını yapıp barışçıl isteklerini vurguladı.

1977de Irgun ve Lehi örgütlerinin mirasçısı Likud, İsrail seçimlerini kazanıp iktidar partisi oldu. Likud, Israil’in bütün vaadedilmiş topraklara (Ürdün, Filistin, Irak, Suriye, Lübnan ve Mısır ile Türkiye ve İran’ın bir bölümü) yayılması gerektiğini savunuyordu. O zamanki tarım bakanı olan Ariel Şaron da Likud partisindendi.1979de Mısırlı başkan Enver Sedat Israille barış anlaşması imzaladı ve böylece Mısır, İsrail’i tanıyan ilk Arap ülkesi oldu. Bu anlaşma çerçevesinde Gazze Filistinliler’e verildi.

1982de Ariel Şaron, İsrail-Lübnan savaşını başlattı. Falanjistlerin de desteğiyle Sabra ve Şatilla mülteci kaplarına girerek tarihin en büyük katliamlarından biri gerçekleştirildi, binlerce Filistinli sivil öldürüldü. Sabra ve Şatilla kamplarında öldürülen sivillerin görüntüleri, insanlık tarihine kapkara bir lEke olarak geçti. 1982’de İsrail, Lübnan’a karşı savaş ilan etti.

1987de Gazze’de İntifada adındaki ayaklanma başladı.

 

Kısa bir süre sonra intifada Batı Şeria’ya da yayıldı. Aynı yıl, Filistin’de Hamas, Şeyh Ahmed Yasin’in önderliğinde kuruldu. 1988de Filistin Özgürlük Topluluğu Arafat’ın liderliğinde Birleşmiş Milletlerin 242. kararını ve Filistin’de iki devlet fikrini kabul etti. 1992de Israil’de İşçi partisi iktidara gelince bir barış süreci de başlamış oldu. 1993te İsrail ve Arafat Oslo Barış Anlaşmasını imzalatırlar. Bu anlaşmanın sonucunda Arafat sürgünden kurtulup Filistin’e geri döndü. 1994’te ise Filistin Özgürlük Harekâtı ve İsrail Kahire’de görüştü. Bu görüşmelerde yapılan anlaşmanın sonucunda İsrail’in Gazze’nin çoğunu ve Batı Şeria’daki Erila şehrini Filistin’e bırakmasına karar verildi.

Eylül 200’de Ariel Şaron’un Mescidi Aksa’yı ziyaret etmesi, Filistinliler arasında büyük bir öfkeye ve protesto gösterilerine yol açtı. Bu olay 2. İntifadanın başlangıcı oldu.

2006-2007 yılları arasında Bu kez El Fetih ve Hamas arasındaki çatışmalar gündeme damgasını vurdu. Bağımsız Filistin için mücadele eden bu iki gücün birbirine düşmesi İsrail’in de işine yaradı.

2007 yılında Arafat’ın ölümünden sonra yerine geçen Mahmud Abbas ile Şimon Peres, Annapolis’te bir araya geldi. İsrail, 27 Aralık 2008’de, Yahudilerce ‘düğme dikmenin’ bile yasak olduğu cumartesi günü Gazze’ye ‘Dökme Kurşun’ adını verdiği bir operasyon başlattı. Bir hafta havadan devam eden bombardımana bir hafta sonra kara birlikleri de dâhil oldu.

Dünyanın en büyük toplama kampı olarak nitelendirilen Gazze’de nüfus yoğunluğu o kadar yoğun ki bir metrekareye 5 Filistinli düşüyor. Hamas’ı hedef aldığını iddia eden İsrail’in tonlarca bomba attığı Gazze’de ölü sayısı her geçen dakika artmakla birlikte 566’ya yükseldi. İsrail’in iddialarının aksine ölenlerin üçte biri, sivil ve çocuklardan oluşuyor.

İsrail hükümeti dünyanın gözü önünde acımasızca çocuk, kadın, sivil demeden binlerce kişinin canını almaktan hiç çekinmiyor. İnsanları evlerinde, okullarında, iş yerlerinden bombalayarak acımasızca katlediyor. İnsanlık buna sadece “kınayarak” tepki gösteriyor. Gösterilen tepkilere aldırış etmeden geceleri başlayan bombardımanlar sabahlara kadar sürüyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu “ateşkes” ilan edildiği zaman bile saldırılara aralık vermeyeceğini bütün dünyaya çekinmeden söyleyebiliyor. Aslında bu olanların karşısında, Milyonlarca Müslüman gözünü Arap ülkelerine dikmiş ve dört gözle Arap ülkelerinin alacağı kararlar ve tepkileri bekliyor. Bu bekleyiş gözü yaşlı çocukların, süt yerine kan içen bebeklerin umurumda bile değil!.

İsrail’in bombardımanına uğrayan bir çocuğun belki de başkaları tarafından duyulmasını istediği birkaç cümleyle durumun ne kadar vahim ve içler açısı olduğunun açıkça göstertesidir. İsrail’in bombardımanından uzaklaşıp oyun oynamak isteyen 15 Filistinli çocuğu acımasızca katledip bombalar yağdıran bir İsrail!.

Al Şati mülteci kampında kalan çocuklar, bombardımandan uzak oyun oynayabilmek için bir plaja gittiler. 15 çocuğun oyun oynadığı sırada bir patlama sesi yükseldi. Dehşete kapılan çocuklar patlamanın etkisi ile plaja saçıldılar. Plaja bakan Gazzeliler, çocuklara kaçmaları için seslenirken bir patlama sesi daha geldi. Çocuklar ağlayarak kaçmaya devam etse de dördü patlamadan geriye kalan enkazın altında şahadet şerbetini delikanlıca tattı. Dört Filistinli çocuğun kuzen oldukları açıklanan Ahed Atef Bakr (10), Zekeriya Ahed Bakr (10), Muhammed Ramez Bakr (9) ve İsmail Muhammed Bakr (11) adlı çocuklar plajda oyun oynamak için giden dört Filistinli çocuk hayatlarını kaybetti ve bunu bütün dünyanın gözü önünde yaptı. Bunu da görmeyen Birleşmiş Milletler ve ABD, sadece bu durumdan endişe duyduğunu açıkladı. Olayın medya aracılığı ile Dünya’da hızlı bir şekilde yayılmasının ardından İsrail ordusu; orada ölen çocukların kasten öldürülmediğini ve olayın araştırıldığını da pişkinlikle anlatırken, saldırının hedefinde Hamas mensubu teröristlerin olduğu tahmin ediliyor diye sözlerine ekledi.

Hava bombardımanıyla, bugüne kadar patlatılan okullar, camiler, evler, hastaneler ve birçok araç ve benzeri şeyleri Hamas yanlısı askerlerin olduğunu tahmin ettiği için yapmış diyebilir miyiz? İsrail, saldırılarının şiddetini arttırarak devam ediyorken buna kim inanır? Hastaneleri arayıp 10 dakikanız var ya hastaneyi boşaltın ya da öleceksiniz diye iyilik yapıyor.

Bazı evleri arayıp bir dakikanız var ya boşaltın ya da öleceksiniz diye önceden bombalayacağı yerleri bilgilendiriyor. Medeni savaş bu olsa gerek! Yaptığı her türlü katliamı dünya bültenlerine taşıyan medya mensuplarına mail yoluyla ulaşıp, “İsrail Hükümeti Filistin’de başınıza geleceklerden sorumlu değildir” mesajına yer veren Siyonist İsrail’in bu baskısıyla binlerce gazeteci ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Bu baskıyla gazetecileri de devre dışı bırakıp istediği yeri rahat rahat bombalamak fikriyle binlerce gazeteciyi Filistin dışına çıkmaya zorladı. Bu baskının Filistin’e saldırmasını kolaylaştıracağını düşünen İsrail, çeşitli çalışmalar yaparak Filistin’de kalan birçok gazeteciye de baskı uyguladı.

Büro olarak kullanılan yerleri terk etmeleri istenildi ve gazetecileri yayın yapacak ofisleri bombalandı. Bu baskıları göze alan büyük gazeteler bile personeline geri dön çağrısı yaptı. İsrail’in başlattığı bombardımanlar okul, hastane, tarım alanları, un depoları, su kanalları, elektrik santralleri gibi birçok insani ihtiyaç duyulan önemli yerleri bombalıyor. İnsanları bir şekilde öldürmeyi hedefleyen Siyonist İsrail her türlü imkânını çekinmeden kullanmaya devam ediyor. İnsanlığın sadece kınamakla yetindiği bu katliam Filistinli çocukların ölmesiyle devam ediyor ve tamamı ölmeden de bitmeyecek.

 

HABERİ FACEBOOK'TA YORUMLA!

Daha Fazla Göster

Suat BEZENG

İki ülke arasında, yaşam savaşı veren Suat BEZENG, hep iyimserliğini korumuş ve bu iyimserliğinede kızarak bugünlere gelmiş, nadir bulunan Türkçe severlerden biridir. Suat Bezeng; Aynı zamanda Aktif Haber Belçika gazetesi ve “Dijital Karasal Yayınlar ” gerçekleştiren, Belçika’nın ilk Türkçe TV kanalı Aktif TV‘nin genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. Suat Bezeng Mersin doğumlu olup, 2011 yılından bu yana Belçika’nın başkenti Brüksel‘de yaşamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün