-
Yazarlarımız

KADINA ŞİDDET, GELECEĞE ŞİDDETTİR…

İnsanlık, kadına yönelik davranışlarında geçmişinde hiç de temiz sayfalara sahip değildir. Günümüzde halen bu böyle devam etmektedir. Kadın ve şiddet denilince, töre gereği vurulan, aile içi şiddete maruz kalmış, fiziksel ve psikolojik şiddet görmüş kadınlar akla gelir.

Kadına yönelik şiddet, yasam döngüsü içinde ele alındığında, çok eskilere dayandığı görülür. Cahiliye döneminde kız çocukların diri diri gömülmesi, cinsel istismarı ve dövülmesi, başlık parası, töre cinayetleri, evlilikte hırpalanma, ekonomik ve psikolojik baskı, kadın ticareti gibi gerçeklesen ahlaksız zulümler. Ve ne yazık ki birçok şiddet günümüzde halen yapılmaktadır!

Kadına uygulanan şiddetlerin türlerini sayacak olursam, uzun bir yazı olacaktır. Sizlere başlıca şiddet olaylarını saymak istiyorum: -Fiziksel şiddet: dayak atmak gibi, öldürmek gibi! -Duygusal ve psikolojik şiddet: kadını küçümsemek, aşağılayıcı sözler kullanmak, önemsememek gibi! -Ekonomik şiddet: kadının çalışmasına izin vermemek veya çalıştığında parasını elinden almak gibi! -Cinsel şiddet: kadını cinsel davranışlara zorlamak gibi! Peki, erkek, kendini baskın olarak görüp, kadını neden ikinci sınıf muamelesi yapar? Neden şiddete ihtiyaç duyar?

Şiddetin kaynağını saptamak önemlidir. Birçok insan bunun eğitimle bir alakası olduğunu düşünür. Oysaki dün şaşkınlıkla izlediğimiz, Türkiye Japon başkonsolosluğunda yapılan çirkin hareketin, eğitimle bir alakası olmadığını göstermektedir! Bir araştırmaya göre aile içi şiddette, erkeklerin % 65’i lise ve üniversite mezunu! Yine başka bir araştırmaya göre Dünya’da şiddet uygulayan erkeklerin önemli bir bölümü yüksek lisans mezunu imiş. Demek ki şiddetin eğitimle bir alakası yok. Ve bu şiddetlerden etkilenen, sadece kadın olmuyor, geleceğimizin anne babaları olan çocuklara da oluyor. Dolayısıyla, karşımıza çıkan tablo, insanlık açısından çok da iç açıcı bir manzara değil maalesef.

Bence ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal sorunlar da şiddet uygulayan insanları etkiliyor. Maddi sıkıntıları, bulunduğu makam, yasadığı yer, çocukluğunda gördükleri birer etkendir.

Peki, o zaman hangi erkek şiddet eğilimi gösteriyor? Herhalde bunun formülü yoktur, burada matematik yapılmıyor. Ve araştırmalarıma göre, şiddet eğilimi gösteren erkeklerin ortak noktaları şunlarmış. Kişisel bozukluğu olanlar, kadını ikinci sınıf olarak görenler, sıklıkla terk edilenler, kolayca sükûnetini kaybedenler, istismar ve şiddet ortamında büyüyenler, empati yapma yeteneği olmayanlar, kendilerini “özel” olarak görenler ve anormal düzeyde kıskanç olanlar.

Bu şiddetin tarihsel gelişimi vardır elbette. Asırlardır bu şiddet devam etmektedir. Romalılarda, büyük imparatorluklarda… Kendini medeni olarak gören Avrupa bile 1960’li yıllara kadar, kadına yönelik şiddeti görmezden geliyordu. Oysaki güzel dinimizde kadına büyük önem verilmektedir. İslamiyet’ten önce kadının hiç değeri yoktu. Ve Müslümanlığın gelmesi ile kadını hor görme âdeti ve kız çocukların diri diri toprağa gömülmesi son bulmuştur. Dinimiz kadına çok değer vermiştir ve veriyor da. Müslümanlıkta, kadın sultandır. Hadisi Şerifte buyrulduğu gibi: ” Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allah’u Teâla’nın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin” (Müslim). Böyle güzel düşüncelere sahip olan bir dinin Müminlerin şiddeti uygulamaları açıkçası bir kadın olarak bana anlamsız ve utandırıcı geliyor.

Kadına yönelik şiddetin bence erkeğin egemen yapısından kaynaklanıyor olabilir. Bir üstünlük duygusu, güçlü olduğunu hissettirme arzusu da olabilir. Ve daha önce saydığım etkenleri de unutmamak gerekir.

Şiddetin önüne sadece yasalar koyarak azaltamayız. Aileleri, bireyleri eğitim yolu ile bilgilendirmek gerekir. Mesela okullarda öğrencilere özel ders verilebilir. Toplumumuzu etkileyen kitle iletişim araçları olan internet ve TV kullanılarak toplumu bilinçlendiren yayınlar yapılmalıdır. Bir dizi yasa çıkarılmasına rağmen, kendini demokrasi kalesi olarak gören Avrupa’da şiddetin önüne geçilmiyor. Kadın sığınma evleri dolup taşmakta ve bunlar medyada gösterildiği gibi yabancı uyruklu kadın çoğunluğunu teşkil etmemektedir. Bilakis Avrupa’nın o medeni dediğimiz insanlar çoğunluk oluşturmaktalar. Mesela Belçika’da ki sığınma evlerinde ki bayanların % 58’i Belçikalıdır. Şiddet irk dinlemiyor gördüğünüz gibi.

Bizler, Müslüman olarak, rehberimiz Kur’an-ı Kerimde kadın hakkında yazılan ayetleri öğrenip, uygulamamız gerekmektedir. Ve maalesef sorunun çözümü kısa vadeli bir çözüm ile değil de, uzun vadeli ve stratejik bir yaklaşımla olabilir.

Unutmayın; her kadın, bir erkeğin ya kızıdır, ya kardeşidir, ya hanımı veya annesidir. Ona şiddet uyguladığınızda bir kere daha düşünün! Dünya’da sığınma evlerine, daha az hatta hiç ihtiyaç duyulmaması dileğim ile…

Saygılarımla

Arife BEYHAN

Facebookta yorumla

Arife BEYHAN

1979 yılında Liège'de doğdu ve 5 kız çocuklu Karamanlı bir ailenin 3’üncü kızıdır. Evli ve iki çocuk annesidir. Fransızca, İngilizce ve flamanca bilmektedir ve bir mağazada satış müdürüdür.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu