Yazarlarımız

KAPIDAKİ ASKERLER

Geçtiğimiz hafta, 19 yıldır görmediğim bir Belçikalı bayan arkadaşım ile Cora diye bir alışveriş merkezinde öğlen yemeğinde buluştum.

Önce özlem giderdik, eski günleri yâd ettik, ailelerimizi ve işlerimizi anlattıktan sonra yemeğimizi sohbet ederek bitirdik. Dostluğun ırkı, dini, dili yoktu… Gerçek dost sizi 19 yıl görmese de, unutmayandır.

Belçika’nın indirim sezonu ocak ayın sonuna kadar sürdüğü için, arkadaşımla butikleri gezmeden ayrılsaydık olmazdı demi. Butiklerin camlarından bakarken, karşımızdaki giriş kapısında 2 tane iri Belçikalı asker bekliyordu. Bizler yaklaştıkça, askerlerin bakışları bana doğru yönlendi ve uzun bir süre gözlerimin içine bakarak, belki istemeyerek belki de isteyerek “biz buradayız” dercesine bakışlarında ısrarcı bir tutum ile bakmaya devam ettiler.

Belki bakışlarımı yere indirmem gerekiyordu, bir erkeğin göz bebeğine bakmamam gerekiyordu. Fakat orada, yine üstüne basarak yazıyorum, istemeyerek de olabilir, bana karşı ve belki de birçok Müslüman tesettürlü bayan arkadaşlarımıza psikolojik bir baskı yapılıyordu. O bakışlara, karşılıksız kalmak arsızlığın simgesi değil de korkaklığınki olabilirdi. Onlar baktığı müddetçe ben de baktım…

O bir iki dakikalık bakışmalar arkadaşımın ilgisini çok çekmiş olmalı ki, bana şöyle dedi “Müslüman bir kadın olmanın, bu kadar zor olabileceğini hiç düşünmemiştim…”. Bunu derken ne demek istiyorsun diye sorduğumda ise, verdiği cevap çok ilginçti “hayatımda ilk kez, tesettürlü bir bayanla alış verişe çıktım. Bazı bakışların bu kadar ısrarcı olduğuna hiç tanık olmamıştım. Sence askerler seni de mi terörist olarak görüyorlar ?”diye sormaz mı?

Sorusuna, soru ile cevap verdim “peki sen bende neyi görüyorsun? Dedim.

Önce cevap vermedi, biraz düşündü… “İlk başta, seninle buluşmayı teklif ettiğimde bir ön yargı vardı. Bu 19 yıl içinde değişip değişmediğini çok merak ediyordum. Fakat sohbet ettiğimiz bu bir saat boyunca, medyanın bize tanıttığı Müslüman imajının çok farklı olduğunu gösterdin. Ayrıca buluşmamıza eşinle değil, yalnız gelmen beni daha çok şaşırtı. Ben Müslüman kadınları, eşlerine bağımlı olduklarını düşünüyordum. Mesela senin gibi otoyolda araba kullanmasını bilen değil, her gideceği yere eşinden izin alarak ve onun himayesi altında gittiğini düşünüyordum. Hayır, ben seni terörist olarak görmüyorum, sizi yanlış tanıdığımızı düşünüyorum. Belki de kendinizi doğru tanıtmanız için, size fırsat vermiyoruz” diye cevap verdi.

Benimle aynı sınıfın sıralarını 5 yıl boyunca paylaşan bir arkadaşımın hakkımda yıllar sonra başta ön yargılı olması beni gerçekten üzdü. Fakat medyanın önemini de tekrar anlamış oldum…

Bir de biz Müslüman bayanlara çok kızdım. Müslüman bayanlara derken, Belçika’da yaşayan Türk bayanlara desem daha doğru olur. 2016 yılında olmamıza rağmen, daha yaşı 25-40 civarında olan birçok bayan arkadaşımız yaşadığı bölgenin dilini öğrenmiyor, öğrenmek için çaba sarf etmiyor. İşte bu durumda, yabancılarda bizleri eşimizin hükmünün altında olduğumuzun tezini oluşturuyor…

Her şey bizlerin elinde hanımlar, bazıları için bunların kolay olmadığını biliyorum ve görüyorum. Ama biraz çabalayalım, unutmayalım ki çocuklarımızı gözleri ile de eğitiyoruz, onlar bizden ne görüyorsa ileride onları hayatlarında uygulayacaklardır…

Saygılarımla,

Arife BEYHAN Şubat 2016 Belçika

 

HABERİ FACEBOOK'TA YORUMLA!

Daha Fazla Göster

Arife BEYHAN

1979 yılında Liège'de doğdu ve 5 kız çocuklu Karamanlı bir ailenin 3’üncü kızıdır. Evli ve iki çocuk annesidir. Fransızca, İngilizce ve flamanca bilmektedir ve bir mağazada satış müdürüdür.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün