-
Uncategorized

Nerde eski Ramazanlar!

esh7922_2Ramazan ayı geldiğinde, eskiler anımsanır aslında, şöyle çok eskilere gittiğimizde 3-4 kuşak öncelerinde İstanbullular için eğlence hayatının adıydı direklerarası, İstanbul’da modern tiyatrolarının kuruluşlarında ve gelişimlerinde çok önemli yere sahip olan direklerarası, Ramazan ayında insanların eğlenmesi için, boş alanlara dikilen direklere gerilen çadırların altında yapılan eğlenceler olarak bilinir. Eskiden Ramazan geceleri iftardan sora her birey ailesi ile bu çadırlara gider tiyatro oyunlarını izler ve kanto gösterilerine bakardı.
Eskiden Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte tatlı bir telaş sarardı herkesi hummalı hazırlıklara başlanırdı. Ama maalesef günümüzde bitti denilecek kadar azalmış durumda.

Konaklarda başlayan iki haftalık Ramazan hazırlıklarında evler baştan aşağıya tertemiz temizlenirdi, her yer eve gelecek ziyaretçiler için hazırlanırdı. Özellikle mutfak bölümünde çeşit çeşit yiyecekler hazırlanıp, misafirler için ikrama hazır tutulurdu. Eski Ramazanlarda insanların birbirlerini tanımalarına gerek yoktu, çünkü eskiden ‘’Tanrı Misafirliği’’ geleneği vardı, bugünlerde hala sürdürüldüğü düşünülse de eski dönemdeki kadar kıymeti kalmadı.

Osmanlı hükümdarlığı kuruluşundan bu yana her konuda gelişmiş olan protokol kuralları Ramazan ayında ’da değişmiyordu.

Ne zaman neyin yapılacağına dair kurallar vardı ve bu kurallara bağlı bir şekilde faaliyetler planlanır ve uygulanırdı. Bu faaliyetlerin başında veziriazamın verdiği iftar yemekleri geliyordu. Âlimlerin, bürokratları ve askerlerin ileri gelenlerinin protokol kurallarına davet edildikleri bu iftarlar da kendi aralarında ayrılırdı, en önemlisi hükümet merkezinde verilen yemekti. 12_645

Veziriazamın davetine katılacak devlet adamlarının listeleri hazırlanırdı ve düzenlendikten sonra padişahın onayına sunulur, ancak padişah onayladıktan sonra iftar davetine katılabilirlerdi. O dönemlerde, iftar yemekleri şimdi olduğu gibi Ramazan´ın ilk günüyle beraber başlatılmıyordu.

Oruç tutan insanların kendilerini ruhsal ve fiziksel açıdan oruca hazırlamaları ve iftarın ilk gününü aileleriyle beraber geçirmeleri için müsaade edilirdi. Ramazan ayının 4. gününden sonra verilmeye başlanırdı. Davetlilere göre kategorize edilen yemeklere, dördüncü gün padişahlar tarafından yaptırılan camilerin şeyhleri, beşinci gün şeyhülislam, altıncı gün Rumeli ve Anadolu kazaskerleri ve Hz. Muhammed´in soyundan gelenlerin kayıtlarını tutan nakibüleşraf çağrılıyordu. Daha sonra da askerlerin ve bürokratların önde gelenleri sahip oldukları makama göre sınıflandırılarak iftar yemeğine davet edilirdi. 6_1258

Makamı her ne olursa olsun, herkesin iftar sofrasına gelişi ve gidişi tören eşliğinde olurdu. Osmanlı döneminde her evde iftar sebebiyle 3 ayrı sofra kurulurdu. Biri evin reisi ve misafirleri; diğeri evin hanımı ve misafirleri; sonuncusu ise varsa evdeki hizmetkârlar ve davetsiz misafirler için hazırlanırdı.

Sofralar ayrı ayrı kurulsa da bu sofraların en önemli özelliği, tüm sofralarda aynı yemeklerin yenmesiydi. Eşitliğin ayı olan Ramazan bu yönüyle de insanları bir arada tutuyor ve varlıklı olanla olmayan arasındaki farkı ortadan kaldırıyor. Osmanlı padişahları, Ramazan geldiğinde halkın arasına çıkıp dolaşmayı ve onların dertlerini dinlemeyi adet edinmişti kendine. İlki arefe günüydü. Ramazan ayı boyunca üç gün, padişah, ulema kılığına girerek halkın arasına karışırdı ve onların dertlerini dinlerdi. 14_496

Sabah ezanının okunmasıyla saraydan çıkan sultan, ikindi vaktine kadar gezip halkın temel ihtiyaçlarını belirler, Ramazan´da kimsenin sıkıntı çekmemesi için sadrazama emirler verirdi. Ramazan ayında yardımlaşmanın ve paylaşmanın diğer aylara göre daha ön planda olması işte o yıllardan bugüne hiç değişmeden devam ediyor. 18. ve 19 yüzyılda İzmir´de yaşanan Ramazan aylarında kentte yaşayan Müslüman kadınlar sahip oldukları tüm hünerleri ortaya koyarak birbirinden güzel sofralar hazırlayıp kurulan bu büyük sofralarda 140 çeşit yemek bulundurulurdu.

Yardım ve dayanışma ayı olan Ramazan aylarında, hurmalar kente gemiler araçılığı ile getirilirdi. Sokak satıcılar tarafından satılırdı. Eğe bölgelerinde halen eski duran mahallelerde en güzel hurma sokak satıcıları tarafından satılmakta. Osmanlı hükümdarları orucunu açarken mutlaka çorba ile başlardı yemeye, daha sonra özel et veya tavuk suyuna sehriye ya da hindi derisiyle hazırlanmış hafif sirke ve sarımsaklı tuzlama şeklinde devam ederdi.
2_1586

Facebookta yorumla

Editör

Aktif Haber Belçika (www.aktif.be) Aktif Media öncülüğünde 2012 yılında, Türkçe ve Türk Kültürüne katkı sağlamak amacıyla Belçika'nın Başkenti Brüksel'de kurulmuştur. Tecrübe yıllarının ardından bugün yayın kuruluşumuz, Belçika'nın yanı sıra Avrupa'da yaşayan milyonlarca vatandaşımıza her ay yayınlarını ulaştırarak, gündemi takip ediyor.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu