-
ManşetYazarlarımız

SİZE BAŞIMIN ÜZERİNDEKİ İLE DEĞİL, İÇİNDE Kİ İLE HİZMET EDECEĞİM…

Ik ben, je bent, hij is… bu flamanca da ne zordu. Ayfer yarın ki sınavı için, flamancasını gözden geçiriyordu. Ayfer 37 yaşında, Liège’de ikamet eden, evli, 3 çocuk annesiydi. Lise mezunu olan Ayfer, öğrenmenin yaşı olmaz diyerek, sekreter mesleğini eline 30 yaşında aldı. Flamanca ise kendi çabaları ile öğrendiği ikinci yabancı dili…

Avrupa’da ki kriz Belçika’yı da vurmuştu. Bir meslek sahibi olmak büyük bir şanstı. Dört lisan bilmek, bilgisayar kullanımında iyi olmak gibi özellikler Ayfer’e iş bulmak için kartvizit olamıyordu. Çünkü Ayfer Müslüman ve İslamiyet’in emiri olan tesettürü hayat şiarı edinmişti. Her hafta Ayfer aşağı yukarı 5-6 iş müracaatında bulunuyor fakat hiç cevap alamıyordu. İki yıldır işsizdi fakat yılmadan, kendine olan güvenini kaybetmeden iş aramaya devam ediyordu.

Bir sabah, alan kodu 0031 olan bir numara aradı Ayfer’i. Karşıda ki kişi, yarın sabah saat 9’da toplu bir sınav için seçildiğini ve o saatte MCD şirketinde olmasını istedi. Ayfer çok mutluydu. Sabrının mükâfatı buydu. Boşa dememiş ya büyüklerimiz “sabreden derviş, muradına ermiş” diye… İyi hazırlanmalıydı, bütün gece büyük bir azimle çalışmıştı. Sabah kalktığında önce abdest aldı, her sabah yaptığı gibi namazını kıldı, bir Yasin-i Şerif okudu, ailesinin kahvaltısını hazırladı ve besmele çekerek arabasına binip, Maastricht’e doğru yola çıktı.

Şirket de ne kadar da büyüktü öyle. Adeta gözleri kamaştı. Hatta o bir iki dakika içerisinde orda çalışacağı hayalini bile kurdu. Hayal kurmak güzeldi, insanın hayallerinde sınır yoktu. Her arzuladığın gerçekleşiyordu orda… Danışmaya yaklaştığında, orda ki görevli, onu görmemezlikten geldi. Kendini tanıttıktan sonra, gelişinin nedenini açıkladı. Görevli şaşkın gözlerle Ayfer’i yukardan aşağı süzdü. Fakat o aldırış etmedi, çünkü bu tür davranışlara alışkındı. Müslüman olmak, tesettürlü bayan olmak, ördek hikâyesinde “çirkin” ördek gibi olmaktı… Sınava 10 kişi çağrılmıştı. Sorular; genel bilgi, bilgisayar kullanımı, İngilizce ve flamanca üzere idi. Ayfer’in kendine güveni sonsuzdu. Sınavın bitiminde, başarılı olanlara akşam beşte telefon ile haber edeceklerini belirtmişlerdi.

Bugün akşamı zor yapacaktı Ayfer. Gözleri sürekli telefonda idi. Hatta o 0031’li numara haricinde hiç bir aramaya cevap vermiyordu. Saat 17.07 telefon çaldı… Aman Allah’ım, titrek bir sesle cevap verdi. Sınavı başardığını ve yarın teke tek görüşeceklerini söylemişlerdi. On kişiden, iki kişi seçilmişti. Ayfer ve 30 yaşlarında, bakımlı, mini etekli İtalyan bir bayan. İkisini bir odaya davet ettiler ve sıra ile çalan telefona cevap vermelerini istediler. Deneme yapacaklardı. İlk Ayfer cevap verdi, deneme gayet güzel geçmişti. İtalyan bayan ise telefon denemesini büyük bir başarısızlıkla tamamlıyordu. İkinci test ise, Avrupa’nın coğrafik bilgileri ile alakalı idi. Ayfer bunu da başarı ile tamamladı. Artık sırada teke tek görüşme vardı. Yuvarlak bir masanın etrafında, iki erkek ve iki bayan oturmuş, Ayfer’i bekliyorlardı. Rutin soruları sorduktan sonra bayanın biri:

– Başınızdakini neden takıyorsunuz?

– Müslüman olduğum için…

– Dininiz istediği için mi yoksa eşinizin bir baskısı olduğu için mi?

– Hür irademle, kendi seçeneğim olduğu için…

– Peki, sizce başınızdaki, gericiliği temsil etmiyor mu?

– Hayır etmiyor.

– Peki, bunu bana nasıl ispatlayabilirsiniz?

– Başımın üzerinde bir türban olmasına rağmen, ben kendimi geliştiriyorum. Bir kaç dilde kitap okuyorum, yabancı dil öğreniyorum, şu an İngilizce bir konu hakkında soru sorun, size 1 saatten fazla fikirde bulunabilirim. Gerici olan biri bu kadar bilgili olamaz!

– Size, başörtünüzü çıkartırsanız, yarın ise başlayabilirsiniz dersem, ne dersiniz?

– « Ben size başımın üzerinde ki ile değil, içindekiler ile hizmet edeceğim » diye cevap veririm.

– Güzel cevap Ayfer Hanım… Çıkabilirsiniz, bizden haber bekleyin.

Ertesi gün, mail yolu ile ise alınmadığını ve gelecekte ona başarılar dilediklerini yazmışlardı… Ayfer hayal kırıklığına uğramıştı ama yılmak yoktu. Zira Müslüman olmak herkese nasip olmazdı. Gün doğar, neler doğar. Bir kapıyı kapatan Cenab-ı Allah, bir diğerini açar. Bugün ise Ayfer, büyük bir internasyonal şirkette müdirelik yapıyor. Yorulmadı, kendine olan güvenini kaybetmedi ve iş aramaya devam etmişti.

Evet, simdi buradan; türbanı, türbanlıları “gerici” olarak görenlere sesleniyorum. Siz neye dayanarak bunu söyleyebiliyorsunuz? Gericilik, türbanın neresinde? Her başı açık olan modern mi oluyor veya her başı kapalı olan gerici mi oluyor?

Bu Ayfer sizin ablanız, anneniz, kızınız olabilir. Bir insanın dış görünüşüne aldanıp, daha içerisinde ne güzellikler gizlediğini bilmeden nasıl yargılayabilirsiniz? Söylenecek çok şey var aslında, hem de öyle çok ki, insanın kalbi sızlıyor… Dünya bütün renklerle güzeldir. İnsanlar tek kalıptan çıksa çok mu hoş olur? Farklılıkları kabul edelim, ufkumuz geniş olsun, dar görüşlü olmayalım lütfen, başları türbanlı oldukları için iş bulamayan birçok kadının varlığını unutmayalım… Saygılarımla.

25.12.13 CHERATTE

Arife BEYHAN

 

Facebookta yorumla

Arife BEYHAN

1979 yılında Liège'de doğdu ve 5 kız çocuklu Karamanlı bir ailenin 3’üncü kızıdır. Evli ve iki çocuk annesidir. Fransızca, İngilizce ve flamanca bilmektedir ve bir mağazada satış müdürüdür.

2 Yorum

  1. Yazınızın içeriği üzerinde durmayacağım Arife Hanım. Yorumum Türkçe’yi bu kadar güzel kullanmanız üzerine olacaktır. Gerçekten hayret edilecek derecede mükemmel bir şekilde kullanıyorsunuz Türkçe’yi. Kutluyorum. Elbette bu kadar güzel şeyler düşünen ve zekice yazan gerici olamaz. İlerinin de ilerisindesiniz. Yolunuz açık olsun.

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu